Asosyallik Günümüzün hastalığı mıdır?


Asosyallik Günümüzün hastalığı mıdır?

Bir insan hayal edin.

Günlerce evden çıkmayan, bir arkadaş ortamında

hiç konuşmayan, kendi halinde, kalabalık içinde biraz rahatsız duran… Ama tek başınayken dünyanın en eğlenceli insanı, saatlerce sohbet edebileceğiniz biri… Kim bu insan? Sen misin? En yakın arkadaşın mı? Peki size, veya bu tip insanlara “ASOSYAL, UTANGAÇ, ÇOK İÇİNE KAPANIK” dendiğini de sık sık duymuşsunuzdur o halde? Sırf bunları duymamak için de toplum içinde “mış gibi” davranıp bir an önce evinize koşup kendinizle başbaşa kalmak istediğiniz de oluyordur sıklıkla diye düşünüyorum… Siz de bendensiniz o halde… Hoş geldiniz. Gelin sarılalım  Ve hadi kendimizi millete bir anlatalım. Ama önce birkaç şeyi açıklığa kavuşturalım. Video resminde ve başlıkta “asosyal” kelimesini kullandım çünkü toplumda bu kelime çok kullanılıyor bu tip insanları tanımlamak için. Aslında çok ama çok yanlış. “Yalnızlığı tercih eden insan” ya da “içedönük” insan tabirleri daha uygundur. Bir de “Antisosyal” vardır ki bu da sık sık yanlış kullanılır. Antisosyallik bir kişilik bozukluğudur. Bu tip insanlarda başkalarının hakkını hiçe sayma, saldırma ve tutuklanmaya yol açacak eylemlerde bulunma; yalan söyleme, başkalarını aldatma; dürtüsellik ve gelecek için tasarı yapamama; saldırganlık ve sinirlilik gibi ciddi sorunlar görülür. Bu da başka bir video konusu olabilir. Ama biz burada “İçe Dönüklükten” bahsedeceğiz. “Dışa Dönüklüğün” tam tersinden. Genel kanının aksine içe dönük insanlar “asosyal” değildir. Aksine insanlarla birlikte olmaktan, zaman geçirmekten, sohbet etmekten oldukça hoşlanır, bunda genellikle hiç sorun da yaşamazlar. Ancak bu insanlar “yalnız” olmayı sorun etmezler. Tam aksine “yalnızlığı” tercih ederler. En yaratıcı, en huzurlu, en mutlu oldukları anlardır yalnız oldukları zamanlar. Saatlerce hatta bazen günlerce evde tek başlarına kalsalar bir gram canları sıkılmaz. Burada da şu yanlış anlaşılmaya hemen değinmek istiyorum daha da detaya girmeden… Çoğu insan “yahu tek başına nasıl sıkılmazsın? Boş boş oturmak sıkmıyor mu?” diye darlarlar bu insanları… İşte o öyle değil. İçe dönük insanlar için “yalnız” oldukları zamanlar en verimli oldukları zamanlardır. En önemli planlarını bu zamanlarda yaparlar, en büyük kararlarını bu zamanlarda alırlar… Ve bu bir kişilik özelliği de değildir. Bu biyolojik bir kodlamadır. Tıpkı dışa dönük insanların grup içindeyken daha verimli olması gibi… En çok tanınan “içedönüklerden” Audrey Hepburn şöyle söylemiştir mesela: “Ben içe dönük biriyim. Kendi başıma zaman geçirmeyi, açık havada olmayı, köpeklerimle uzun yürüyülşlere çıkıp ağaçları, çiçekleri, gökyüzünü seyretmeyi seviyorum… Cumartesi akşamından pazartesi sabahına kadar yalnız olsam son derece mutlu olurdum.” Gelin detaylıca konuşalım bu mevzuyu. Araştırmalarla, içe dönük bilim insanları ile de destekleyelim… Bir kere bana göre en büyük hata Psikoloji dünyasında bu konuda. Neden derseniz. Psikolojide “Big 5” diye bir tabir vardır. İnsanlar kişilik özelliklerine göre 5’e ayrılır buna göre. Bunlar da: Açıklık Sorumluluk Dışadönüklük Uyumluluk Duygusal denge E biz? Peki biz nerdeyiz burada? Neredeyiz biliyor musunuz: Bu sınıflandırmaya göre “içe dönük” insanlar “Dışadönüklüğü düşük olan insanlar” olarak tanımlanıyor. Yani “dışadönük olamamış” zavallı bireyler… Aynen. HADİ ORADAN! Bir de bunu “utangaçlıkla” karıştıranlar var… Ona da geleceğim birazdan. Ama genel kanı bu şekilde. İçe dönüklük bir “eksiklik” gibi algılanıyor. Öyle değil… Anlatayım.

Öncelikle.

Modern dünya “dışa dönüklere” göre dizayn edilmiş durumda. Nereye giderseniz gidin. İş yerinde, okulda, sokakta… Her yerde. Ama her yerde. Bir “takım ruhu” bir “grup çalışması” bir “ekip çalışması”… Toplu halde yapılan etkinlikler, ekibe dahil olunması gereken, ekiple çalışılması “zorunlu” olan ortamlar. “Ben kendim çalışsam?” diyene garip garip bakmalar. Sınıfın köşesinde sessiz sessiz oturan, kendi dünyasında aslında çok da mutlu olan arkadaşa bir garip bakmalar… Ve genellikle bu gruba dahil olmayanlarda “anormallik” olduğu düşünülür… Düşünülmekle kalmaz müdahale dahi edilir. Öğretmenler velileri hemen okula çağırır. “Oğlunuz çok akıllı. Tüm derslerden çok iyi notlar alıyor. AMA. Grup çalışmalarına katılmıyor…” “Ahmet arkadaşımız sayesinde şirketimiz milyonlarca lira zarardan kurtuldu… Müthiş bir iş çıkarıyor… AMA. Liderlik vasfı yok. Keşke tüm yeteneklerini bize gösterse…” AMA’larla yaşayan… Bunları duyarak kendinde bir eksiklik olduğunu kabul eden hiç de az olmayan bir insan topluluğu var. Zeka ile dışadönüklük arasında bir ilişki olduğu yanılgısı vardır ama bu hiç de öyle değildir. Tersi de söz konusu değil. İçe dönükler dışa dönüklerden daha zekidir de denmiyor. Ama fark yok. Sadece yeteneklerini farklı şekillerde ifade eder içe dönük insanlar. Fakat bir konuda içe dönüklerin ekstra bir avantajından bahsedebiliriz. Bu tip insanlar her durumda bilgiyi çok daha iyi özümseyebiliyor, sessiz ortamlarda daha iyi analiz edebiliyor ve dışarıdan alkış beklemedikleri için çok daha mantıklı çözümler ve kararlara ulaşabiliyorlar… O yüzden aslında “liderlik vasfı” olduğu düşünülen insanlardan daha iyi liderler olabilmeleri de oldukça olasıdır. Yani aslında içe dönük insanların “duygusal uyarıcılara” ihtiyacı yok diyebiliriz. Yine modern dünyada “mutluluk arayışı” olarak yüceltilen gerçeklerle de hiç işi yoktur bu insanların. Şatafatlı hayatlar, şöhret, herkes tarafından sevilmek… Hiç de haz ettikleri şeyler değildir. Tam aksine “boş mutluluk arayışı” biraz da rahatsız eder. İçe dönük insan için mutluluktan daha önemli bir “gerçek” vardır. O da anlam arayışı… Ama dedim ya. Modern dünyaya maruz kalan bu insanlar kendilerini dışlanmış ve yetersiz olarak hisseder ve çoğunlukla özgüven problemi yaşarlar. “Daha ışıltılı” olamadıkları için biraz da kendilerini suçlarlar. Toplumun “uyumsuzları” olurlar biraz da… Utangaçlık demiştim az önce. Dışarıdan çok benzer görünse de karıştırılmaması gerekir. Indiana Üniversitesi Utangaçlık Araştırmaları Enstitüsünden Bernardo Carducci Utangaç tanımını şöyle yapıyor: “Utangaç insan sosyalleşmek ister, çok ister ama bunu yapamaz ve sonunda kendini kötü hisseder.” İçe dönük insan ise yalnızlığı “tercih eder”. Bir arkadaş toplantısında utangaç insanı da içe dönük insanı da tek başına otururken görebilirsiniz. Utangaç olan bundan rahatsızlık duyarken içe dönük insan bunu tercih etmiştir… Aynı zamanda içe dönük insanların insanlardan saklanmak gibi bir amacı da yoktur. Toplum içinde çok rahattırlar. Ama bir içe dönük karakteri tanımak isterseniz toplum içinde dinleyen insanlara bakın. Ve konuştuğunda ise genellikle tek bir insanla derin tartışmalara dalmış insanlara. Sakin bir tartışmayı yeğlerler. Konuşmadan önce düşünmeyi tercih ederler. Bir grup önünde çıkıp konuşmak imkansız olmasa da zor gelir içe dönüklere. Çünkü biraz “anlamsız” gelir. Bir alışveriş yoktur bu tip konuşmalarda. dönük

Burada “yalnızlıktan” yola çıkarsak

aslında şunu da söylemek lazım. Dışa dönük veya içe dönük olsun… Hepimizin bir miktar yalnızlığa ihtiyacı var… Bunun negatif olduğu algısının da biraz yıkılması gerekiyor. Her insan yalnız kalmak isteyebilir ve buna da saygı göstermemiz gerekir. Kaldı ki birçok önemli buluş, resim, müzik eseri… Birçok önemli felsefe, düşünce “yalnızlıktan” doğmuştur. Apple şirketinin kurucu ortaklarından Steve Wozniak da tam bir içedönüktür misal. Sahnede kendisini çok görmesek de, Steve Jobs kadar spot ışıklarının altında olmasa da, adına filmler çekilmese de Steve Jobs’tan belki de çok daha fazla katkısı olmuştur Apple markasının ortaya çıkışında… Dışa dönüklerin dünyası dediğimde de bunu kastediyordum aslında. Aynı işi yapan iki kişiyi ele aldığınızda yaptığı işi daha yüksek sesle, herkese anlatmayı seven, sahneyi seven insanları alkışlıyoruz haliyle… Bunu teşvik ediyoruz… Hareket halinde görülen insanları, düşünen insanlara tercih ediyoruz. Kimin hangi işi ne kadar iyi yaptığına değil, sesinin ne kadar çok çıktığına bakıyoruz. Ve bu da işte baştan beri bahsettiğim döngüye yol açıyor. İçedönüklerin hep kendi kendine sorduğu soruya: “Neden uğraşıyorum ki?” Bu soru o kadar önemli bir soru ki. Ve çok ciddi bir soruna da işaret ediyor… Hep bahsettiğimiz liyakat sorununun temelinde de bu yatıyor… Hiçbir iş aslında hakkedene verilmiyor bu anlayışta. En gösterişliye, en çok konuşana veriliyor. En iyi “mış gibi” yapana… Asıl işin ehline değil… Ve burada da aslında dünyaca bir kültürel değişimden bahsedebiliriz. Geçmişle bugün karşılaştırılırken hep “insanlar eskiden daha dürüsttü, daha anlayışlıydı, daha mutlu ve huzurluydu” deriz. Bunun nedeni de çok açık aslında. Eskiden, “sosyal medya” çılgınlığından önce toplum için en değerli şey “karakterdi”. İnsanlar dürüstlüğü, karakterleri, fikirlerine göre değerlendirilirdi. İnsanların asıl kişiliğiydi en önemlisi. Maskeleri değil… İşte 21. Yüzyıl ile bu anlayışta keskin bir geçişe tanık olduk. Afedersiniz “aptalların” ünlü olduğu bir zaman bu… Saçmalığın, saçma davranışların, gürültünün, patırtının, ışıltının, bağırmanın popüler olduğu, herkesin o tarafa kafasını çevirdiği bir dönem… Bunun ciddiyeti de şuradan anlaşılabilir. Yakın zamanda yapılan bir araştırmada batı dünyasında çocukların çok büyük çoğunluğu “YouTuber” olmak istediğini söylemiş… Doktor, mühendis, ressam, müzisyen değil…. Dünyayı değiştirme hayali zaten yok… İnsanlığa faydalı olmak… En basitinden “uzaya çıkmak” isteyen dahi yok…. Tüm çocukların hayali artık “YouTuber” olmak… Buna içedönük çocuklar da dahil… En tehlikelisi de burada zaten. Aslında yalnızlıktan, okumaktan, düşünmekten hoşlanan, bununla kendini ifade eden çocuklar bu taraflarını bastırmak ve hiç olmadıkları, aslında hiç de kendilerine uygun olmayan bir karaktere bürünmek istiyorlar. Çünkü az önce de bahsettiğim gibi “bağırmıyorsanız, sahnede değilseniz, tam bir takım oyuncusu değilseniz, herkes tarafından sevilmiyor ve alkışlanmıyorsanız” maalesef modern dünyanın eksik vatandaşlarısınız… Ama bu sessiz, sakin çocuğun iyileştirilmesi gereken, anormal çocuk olmadığını anladığımızda zaten bir sürü sorunu da çözebileceğiz. Sizin için, hepimiz için de aynı şey söz konusu. İyi bir konuşucu olmak ile zeki olmak arasında hiç ama hiçbir ilişki yok… İçedönüklük iyileştirilmesi gereken bir sendrom değildir. Boş vakitlerinizi yalnız geçirmek istiyorsanız bundan daha normal bir şey yoktur. Kendi karakterinizden… Hatta çok da değerli karakterinizden asla ödün vermeyin… En tanınan içedönüklerden Albert Einstein da şunları söylemiştir bu konuda: ‘Yalnızlığı seven biri olun. Bu size merak edecek, gerçeği arayacak zaman tanır. Büyük bir meraka sahip olun. Hayatınızı yaşamaya değer kılın’. Yani bu özelliğinizi kucakladığınızda, kendiniz olmaktan mutlu olduğunuzda mucizeler yaratabilirsiniz… Bu arada içe dönük-dışa dönük ya da diğer karakter türlerinden hangisi olduğunuzu merak ediyorsanız açıklamalara bir test bırakıyorum. Mutlaka bir göz atın. Sonuçları da yorumlarda paylaşın bakalım neler çıkacak ortaya… Bitirmeden: Topluluk sekmesinde de bahsetmiştim. Altyazı çevirileri için yardımınıza ihtiyacımız var. Aşağıda verdiğim linkten istediğiniz videonun çevirisine destek olabilirsiniz. Diğer dillerde seslendirildiğinde videoda özel teşekkür edeceğiz size. Şimdiden ellerinize sağlık. Çok ama çok teşekkürler. Ve her zaman olduğu gibi… İyi ki varsınız! Sevgiler!

Dönük ile ilgili bir video

Bu kısa video’yu izleyerek Dönük hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

comments powered by Disqus