Deoksiribo Nükleik Asit Dna Nedir?


Deoksiribo Nükleik Asit Dna Nedir?

Deoksiribo Nükleik Asit, tüm insanların, organizmaların ve virüslerin biyolojik olarak gelişmeleri için gerekli olan bilgi depolarıdır.

Deoksiribo Nükleik Asit Dna Nedir?

Bu genetik yapıları taşıyan nükleik asitin bulunduğu uzun ve sarmal yapı, insan bedeninin tüm özelliklerini, fiziksel görünüşümüz de dahil olmak üzere özel bilgilerini içerir. Nasıl mı? DNA, iki iplikten oluşan çift sarmal görünümlü kendine özgü yapısı olan organizmadır. İlk DNA izolasyonu örneği, 1869’da İsveçli biyokimyacı Friedrich Miescher tarafından, mikrop kapmış yaralardan sızan bakteri, kan plazması ve akyuvarların bir karışımı olan irinden yapıldı. Fakat teknolojik gelişmeler yeterli olmadığı için yaklaşık 100 yıl sonra DNA’nın son şeklini bizlere gösteren James Watson olacaktı. Bu buluş DNA’nın son halini öğrenmemizin yanında, 1954 yılında Watson’a Nobel Ödülünü kazandırdı. DNA’nın merdiven şeklinin kenarları, şeker molekülü ile fosforlu molekülden meydana gelir. Merdiven basamaklarının arasında gevşek hidrojen bağlarıyla birbirini çeken pürin ve pirimidin denilen azotlu bazlar bulunur. Bu basamaklar merdivenin kenarındaki şeker moleküllerine bağlıdır. Aslında böyle anlatınca karmaşık gibi görünen DNA’lar, içerisindeki bilgi ve özellikleriyle daha anlamlı bir yapıyı temsil eder. Daha fazla detaya girmeden DNA’nın insan hayatı açısından ne gibi kodlar taşıdığını, bugüne kadar incelenen şekliyle içinde neleri bulduğumuza geçelim… Bu gelişmeleri anlamak için genetik, yani kalıtım biliminin, biyolojik organizmalardaki çeşitliliği incelediğini bilmemiz gerekir. Bunun anlamı ise her insanın vücudunda kendi atalarından gelen genetik kodlarıyla yaşıyor olmasıdır. Yani DNA, dünya var olduğundan bu yana kadar yaşamış bütün atalarımızın özelliklerinin son temsilcisi olmamızı sağlamaktadır. İnsanın vücudunun yapılış planı olan DNA’nın tek bir hücremizde bulunan uzunluğu yaklaşık 2 metredir. DNA’lar kendilerini kopyalayarak, üreme hücreleriyle şifrelerini nesilden nesile aktarır. Yapılan bir araştırma antik virüslerin, mesela şeker hastalığının hala insan DNA’sında bulunmasıyla kanıtlanmıştır.

İnsan Dna’sı yüzde kaç kaç benzer?

Tüm insanların DNA dizilimleri %99.9 oranında benzerlik göstermektedir, geri kalan %0.1 bizleri gelişimimizle birlikte biyolojik olarak farklı kılan kısımdır. Hepimizi birbirimizden ayıran göz renklerimiz, saçımızın düz veya kıvırcık olması, vücut yapımızı ve buna benzer her şeyi bu bölüm ayırt eder. Maymun türleri insana en yakın DNA dizinlerine sahiptir. Evrim teorisini savunanların en büyük savunma tezlerinden biri olarak ta bilinen bu olay aslında yapısal bir benzerliktir. En zeki olarak bilinen maymun türlerinden bonobolar ve şempanzeler bize %99 oranında yakın olan tür olarak öne çıkarken, goriller %98 ve orangutanlar ise %95 ile onları takip ediyor. Tabii ki bizlere benzeyen sadece maymunlar değil. Aynı zamanda genetik mühendisliği ve ilaç firmaları tarafından en çok kullanılan hayvan olan farelerin bize benzerlik oranı %92. Severek tüketilen meyve muz ise %55. Nemli ortamları seven Mantarlar ise %26 olarak İnsan DNA’sına benzemektedir. Bir insanda bulunan toplam dna uzunluğu, güneş sistemimizin neredeyse 2 katına ulaşacak uzunluktadır. Bu kadar detaylı ve zengin olan yapı bugüne kadar bizlere ne kattı dersiniz? En önemli etkisi hastalıkların erken teşhisinde büyük ilerleme kaydetmemizdir. DNA’lar sayesinde genetik ve tıbbi birçok araştırma yaptık. Kişileri tek tek incelemek, onların atalarının da kodlarını incelemek demekti. Kalıtsal hastalıkları var mıydı yok muydu? DNA bunların hepsine cevap bulmamıza yardımcı oldu, daha da olacak. Bunu yaparken de bu hastalıkları tedavi yöntemlerinde yine DNA’yı kullanarak yeni formüllerle yeni ilaçlar üretme imkanı bulduk. Tüm araştırmalar genetik mühendisliği ve ilaç sektöründe gibi görünse de babalık vakalarında bile bu dna’lardan faydalanıldığını biliyoruz. genetik

Babalık testi nedir?

Son yıllarda çok daha sık yapılan babalık testleri, bunlardan en önemlisi olarak görülebilir. Ya da son zamanların çılgınlığı olan ben nereden geldim, nereliyim gibi soruların cevabını bulmakta DNA bize fayda sağlıyor. Anlattığımız gibi DNA, yapısı ve özelliği itibariyle, bizim geçmişe açılan gizli kasamızdır. Tıp dünyası da bu bilgilerin ışığında tabii ki kendi açısından DNA’yı incelemeye başlamıştır. DNA’lar özellikle adli tıp bilimi için müthiş bir sıçrama yaratmıştır. Eski teknolojiyle hakkında delil bulunamayan suçların çözülmesine büyük katkı sağlamıştır. Yani artık suç işlerken bile DNA kayıtları caydırıcı bir güç haline gelmiştir. Gelişmeler sadece insan ırkına yönelik değildir. Hayvancılık sektörü de bu gelişmeden nasibini almıştır. Hayvan hastalıklarına karşı daha iyi direnç gösteren ilaçlar üretmemizin yanı sıra, hayvanların üremesini kolaylaşmasına olanak sağlamıştır. Hayvanlarda yaşanan gelişmeler tabii ki tarım endüstrisini de etkilemiştir. Tarımsal ürünlerde daha fazla besin değeri olan ürünlerin üretilmesine, ve bu işlemlerin hızlandırılmasına öncülük etmiştir. Fakat burada bilmemiz gereken ince bir detay var. GDO diye bildiğimiz genetiği değiştirilmiş ürünlerden kesinlikle bahsetmiyoruz. Hala tartışma konusu olsa da yıllık tarım ürünü tüketimi dünya nüfusuyla paralel her yıl artış göstermekte. İnsanları doyurmanın en hızlı yolunu seçen üreticiler, devletlerin eksik kontrollerinden dolayı önce hayvanlar üzerinde yaptıkları bu değişimi, şimdi biz insanlara dayatıyor. Sonucunu bilemediğimiz, insan gelişimini etkileyecek hastalıkların ve genetik mutasyonların olmaması için bu sektörün daha denetime ihtiyacı olduğunu söylemeden de geçmeyelim. Tüm bu iyi ve kötü gelişmeler ışığında DNA son yüzyıla damga vuran en önemli bilimsel gelişmemizdir. Bunun yanı sıra katkı sağladığı alanlar ve insanlığın tüm sırlarını içinde barındırmasıyla önümüzdeki on yıllara da büyük etki edecektir.

Genetik ile ilgili bir video

Bu kısa video’yu izleyerek Genetik hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

comments powered by Disqus