TRANSHÜMANİZM nedir? TRANSHÜMANİZM felsefesi nedir?

Transhümanizm nedir kısaca?

TRANSHÜMANİZM nedir? TRANSHÜMANİZM felsefesi nedir?

Transhümanizm nedir?

Gelecekte bir gün. Bir laboratuvarda bir kontrol panelinin önündesin. Bilincin tamamen açık ama bedenin hareket etmiyor. Tüm kasların çalışmayı bırakmış. Etrafında makineler hareket halinde. Bir robot geliyor ve kafatasını açarak beynine bir cihaz yerleştiriyor. Daha sonra yükleme başlıyor. Tüm bildiklerin, tüm anıların, çocukluğun, ergenliğin, ilk adımların, ilk aşkın, ilk öpüşmen, kırgınlıkların, mutlulukların… Seni sen yapan her şey. Bilincin. Dijitale aktarılıyor. Tamamen mekanik yeni bir bedene… Bir robota… Yükleme tamamlanıyor bir süre sonra. Yeni bedeninde gözlerini açıyorsun… Robot bedeninden kendi bedeninin tüm fonksiyonlarının durduğunu izliyorsun. Doğduğundan beri içinde bulunduğun beden ‘ölüyor’, dünyaya baktığın gözler bir daha açılmamak üzere kapanıyor. Ve robotların artık işe yaramayacak olan bu biyolojik atığı, bedenini çöpe attıklarını izliyorsun… Sen artık başka bir bedende aynı insansın. Ya da….aynı insan mısın? Tamamdır. Gözlerinizi açabilirsiniz. Nasıl hissediyorsunuz? Heyecanlanmış? Mutlu? Kafası karışmış? Korkmuş? Bu bir senaryo… Önceden bir senaryoydu bu… Birçok filmde, kitapta, hikayede, bilim kurgu hikayelerinde gördüğümüz, alışık olduğumuz bir hikaye. Ama. Yakın gelecekte gerçek olacağına, gerçekleşeceğine dair çok ciddi beklentilerin, iddiaların olduğu da bir senaryo. Bir de adı var bu senaryonun… TRANSHÜMANİZM! Teknolojiye, özellikle gelecek teknolojiye ne kadar kafayı takmış olduğumu zaten anlamışsınızdır. Hobilerim arasında geleceğin neye benzeyeceğini düşünmek var mesela. Bu konuda araştırma yapmak, okumak, konuşmak… Biliyorsunuz, biliyorum… Şimdi TRANSHÜMANİZM ile hepsini bir temele oturtacağız. Nereye gittiğimizin bir nevi resmini çıkaracağız ortaya. Haydi oturtalım hepsini. İnsanlığın teknolojik gelişmişlik açısından ulaşabileceği son nokta, NIRVANA! demiştik. Ray Kurzweil demişti bunu aslında. Ray Kurzweil da bu işlere kafayı takmış çılgın bir adam. TEKNOLOJİK TEKİLLİK derken de yapay zekadan, big datadan, otomasyondan vs. bahsediyor ama işte belli bir noktada insanlık öyle bir noktaya ulaşacak ki sonrasını bilmiyoruz diyor Tekilliği anlatırken. Bu şey gibi. Fizik anlatıyorsun birisine, formülleri veriyorsun, sorular, çözümler… Ama sonuca geldiğinde diyorsun ki… “Sonra işte sihir gibi bir şey oluyor”… Sihir gibi bir şey… Büyü! Bunu duyduğumdan beri düşünüyorum bunu. Nasıl yani? Olmaz ki böyle! Bir cevabımız yok mu yani… Bence var. Olmalı. Üzgünüm Ray Kurzweil… Olmalı. Sevmiyorum ben cevapsız soruları… Heh işte. Sonumuz bu. Singularity… Ama buraya nasıl gideceğiz. Önce buna bir bakalım.

TRANSHÜMANİZM felsefesi nedir?

Bence hep birlikte sonrası için bir cevap bulabiliriz. Sonrasında bizi neler bekliyor, hep beraber tartışıp bir resim çizeriz biz. Bence bunu yapabiliriz. Ne dersiniz? Önce Transhümanizm’in kısaca tanımını yapalım. Transhümanizm insanlığın, hem fiziksel, hem zihinsel, hem de sosyal açıdan çok daha üst seviyelere ulaşabileceğine inanan, hatta ve hatta ulaşmasında yardımcı olacak felsefedir. İşte bu fiziksel, zihinsel ve sosyal açıdan üstün insana da TransHuman yani kelime anlamı ile Üstün İnsan diyoruz. İnsana çok benzeyen ama bilişsel ve motor açıdan şu anki halimizi ilkel yaratıklar gibi hatırlayacak torunlarımız bunlar… Neyse. İşte şu anda bulunduğumuz tarihten itibaren insanlığın bu nirvanaya ulaşması için kat etmesi gereken 5 çok önemli aşama var. Bu aşamaları tamamlamadan kendimizi “üstün” olarak tanımlamak çok anlamsız olacaktır. Birinci aşamada insan bedeni ve beyni donanımsal eklentilerle geliştirilecek. Ki bu aşamayı şu anda yaşıyoruz. Giyilebilir teknolojiler şu anda bunun en önemli göstergesi. Kullandığımız akıllı telefonlar, saatler, kalp pilleri vs. ile vücudumuzu ve kapasitemizi artırmaya devam ediyoruz. Ama bu daha yolun çok başı. Çünkü 2. aşamada bulunduğunuz yerden sizin bir kopyanız olacak yapay bir bedeni kontrol edebileceğiz. Bizim bir vekilimiz yaşayacak dünyayı, biz de onu yöneteceğiz. Bir suretimiz. Surrogates filmini izleyenler hemen kendini belli etsin burada. Sanırım Türkçesi Suretler’di bu filmin. İnsanlığın tüm tehlikelerden uzak durmak için kopyaları ile yaşadıkları bir evrende geçiyor. Hiç spoiler vermeyelim. İlk film önerimiz bu olsun bu aşamayı anlamak için… 3. aşamada ise insan beyninin fiziksel olarak başka yapay bir bedene nakledilmesi söz konusu olabilecek. Doğrudan siz başka bir bedende yaşayabileceksiniz. 4. aşamada fiziksel bir nakil gerekmeden doğrudan zihniniz başka yapay bir bedene yüklenebilecek. 5. ve son aşamada ise insanlık artık bir bedene dahi ihtiyaç duymayacak. Zihniniz ya da bilinciniz tamamen yapay bir dünyaya aktarılabilecek. Şimdi düşününce insanlığın birinci aşamaya gelmesi binlerce yıl sürdü diye düşünebiliriz. Ama özellikle teknolojik gelişmelerde tanık olduğumuz ivme 2. Aşamaya geçmek için binlerce yıl beklememiz gerekmediğini de işaret ediyor. Yani bu tabiki önümüzdeki yıl olmayacak ama çok da uzun sürmeyecek gibi. Ama üstün insan olmak için ihtiyaç duyulan 5 aşamanın da tamamlanması o kadar da hızlı olmayacak. Çünkü! Sorun sadece teknolojik gelişme hızı değil burada. Öyle olsa bahsettiğimiz senaryolar rüya gibi… Tüm uluslar bir araya gelip, güçlerini birleştirip bu süreci çok daha hızlandırabilir… Fakat sorun teknolojik değil… Sorun etik… Transhümanizm felsefesinin doğurduğu yığınla etik ikilem söz konusu. Çok çok basit gibi görünen sorunlar insanlığın sonunu getirebilecek düzeyde olabilir. Ya da sadece belli bir kesimin yararlanabileceği bir ütopyaya dönüşebilir… Şimdi… Dikkat ettiyseniz transhümanizm aşamalarında tekrar eden çok önemli bir konu var. YAPAY BEDEN. Bununla ilgili çalışmalar çok uzun süre önce başladı diyebiliriz. Boston Dynamics’in robotlarını biliyorsunuz. Genellikle üretim ve iş gücü olarak kullanılacağını biliyoruz ama bu çalışmaların bu “yapay beden” hedefine de katkısı olacağını çok rahat söyleyebiliriz. Ama YAPAY BEDEN derken sadece hoplamaktan zıplamaktan da bahsetmiyoruz. Şu anda bedenininizle yapabildiklerinizi düşünün. Tüm ince hareketler, mimikler, tepkiler… Hepsinin birebir modellenmesi ve bu karmaşık yapıya sürekli güç sağlayacak yeni bir çözüme de ihtiyaç var. Ama tabi yakın gelecekte bir gün ilk prototipler ortaya çıkacak illa ki. Ve büyük ihtimalle bu prototipler çok kaba, büyük, yavaş ve sorunlu olacaktır ama birilerinin de denemesi gerekecek. Kim olacak bu kişiler peki? Bu yapay bedenleri ilk kez kullanacak olanlar, tüm riskleri göze alacak olanlar büyük ihtimalle genetik nedenlerle veya kaza sonrasında vücut fonksiyonlarının tamamını yitirmiş insanlar olacaktır. Felçli hastalar… Bu riski almayı düşünebilirler. Tüm risklere rağmen… Başarılı olması durumunda ise bu kişiler tarihe geçecektir. Modern zamanın Yuri Gagarin’i olacaktır. Herkes adını bilecek ve yüzyıllar boyunca hatırlanacaktır. Peki bu yapay bedenler insanın sahip olduğu tüm yeteneklere sahip olduğunda ve hatta insan bedeninin de ötesine geçtiğinde kimler kullanabilecek bu teknolojiyi? İşte transhümanizm ile ilgili sorunlardan birisi. Yeni bedenlerinde bir nevi IRON MAN olacak insanlar yüksek ihtimalle milyarderler olacaktır. Ölümsüzlüğü arayan insanlar. Ve buna gücü yetenler… Ölümsüzlük mü? Evet… Mesela bu sentetik bedenlere ilk sahip olacaklardan biri KANYE WEST olabilir? Parası yettiği sürece üstün insan rüyasına ilk ulaşanlardan biri kendisi olabilir… Hiç adil gelmiyor değil mi… Ama öyle… Film yıldızları, milyarderler… Tamamen özelleştirilebilir ve güçlendirilebilir yeni sentetik bedenlerinde işi nereye götürebilirler hayal bile edemiyor insan… Yani bedeninizin insana benzemesine bile gerek yok bu gerçekleşirse… Büyük bir mekanik kedi olarak bile yaşayabilirsiniz… Lady Gaga’nın yapacaklarını bir düşünün… Filmlerde artık özel efektlere gerek kalmayacak mesela. insan

TRANSHÜMANİZM kelime anlamı nedir?

Alevlerin içine atlayabilecek, 50. kattan atlayıp hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam edebilecekler… Bir uzvunuz kırıldığında ise hemen yenisini takabileceksiniz yedek parçacıdan… Tüm bu olasılıklar oldukça absürt geliyor olabilir. Bana kalırsa da öyle. Ama “olasılıklar” bunlar. Ve gayet de olasılar… Şimdi bu noktada durmamız lazım. Yani bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz tüm olasılıklar gerçek olacak diyor Transhümanistler… Peki. Kabul edelim. Herkes istediği bedeni seçebilecek… İstersen Justin Bieber’ın kopyası bir bedende bile yaşayabileceksin… Biyolojik tüm kısıtlamalar ortadan kalkacak… Kendini “upgrade” edebileceksin… Ve bu işin sonunda da yani biyolojik tüm kısıtlamalardan… Bedenden kurtulduğumuz zaman da… İşte o zaman ölümsüzlükten bahsedeceğiz… Dijital bir ortamda bulunan benliğin… Kimliğin… Sonsuza dek yaşayabilecek… Nasıl mümkün olabilir bu? Diye sormamız lazım… Çok teknik detaya girmeden yapılması gereken çok önemli ve çok zor bir iş var tüm bunların gerçekleşebilmesi için. İnsan beynini anlamak. İnsanlık tarihinin en zorlu sınavı… Dünyayı, evreni, karadelikleri vs. bir yere kadar anlayabiliyor ve anlatabiliyoruz ama insan beynini anlama konusunda henüz çok az yol kat edebildik. Anlamaktan kastım da şu. Yüz milyarlarca bağlantıya sahip bir o kadar nöronun haritasının çıkarılması gerekiyor… Her bir grubun tam olarak nasıl bir işlem yaptığı, neye yaradığı anlaşılmalı… Ve bunu çıkardıktan sonra da bir donanım olarak bunu simüle edebilmeli, modelleyebilmeliyiz… Yapay bir beyin üretip sorunsuz bir şekilde tüm bilgileri aktarabilmeliyiz… Tabi işin enerji tarafı var… Bu kadar karmaşık bir yapıya sürekli ve güvenilir enerji kaynağını nasıl sağlayacağız… Teknik kısıtlamaları nasıl çözeceğiz? Gibi bir sürü soru var… Fakat size iki isimden bahsedeyim… Bu işe hayatını adamış isimler… İnsan beyninin kopyasını üretmek için çalışan, şirketler kuran, yatırım alan yatırım yapan kişiler. Birisi Randal Koene… CarbonCopies şirketinin kurucusu. İnsan beyninin kopyalanabilmesi için çalışmalar yapan bir şirket… Diğeri ise Dmitry Itskov… 37 yaşında Rus bir milyarder… 2045 girişimi isimli bir projenin finansörü ve sahibi… Adını 2045 koymasının da bir amacı var. Kendisine göre 2020 yılında robot bir bedeni uzaktan kontrol edebileceğiz. 2025 gibi insan beynini bir tür “Avatar”a nakledebileceğiz… 2035 gibi insan zihnini, bilincini başka bir sentetik bedene yükleyebileceğiz… 2045’te ise bir tür holograma benzer bir avatara sahip olabileceğiz… Yani fiziksel dünyayı gereksiz hale getireceğiz… En başta bahsettiğim TransHümanizm adımlarını hatırlarsınız… İşte Dmitry Itskov’da ciddi bir savunucusu anlayacağınız bu akımın… Yani bahsettiğimiz “çok acayip” olasılıklarla ilgili çalışmalar yapılıyor. Bahsettiğim iki girişimin dışında gizli veya değil birçok şirket çalışmalar yürütüyor. Milyarlarca dolar harcanıyor şu an itibariyle… Şimdi o kadar da masum bir proje gibi gelmiyor değil mi? Yani iyi mi kötü mü… Bilemiyoruz orasını ama doğurduğu bir çok “etik” soru var… Normal vatandaşları biraz korkutabilecek bazı sorular… Yani birçok insana göre bu bir olur mu olmaz mı sorusu değil… Ne zaman olacağı tam net değil… Yani kesin olacak! Fakat bu ihtimaller bildiğimiz haliyle tüm yönetim sistemlerinin, dünya ekonomisinin, para olgusunun, sağlığın, sosyalleşmenin, ilişkilerin… Bildiğimiz haliyle dünyanın sonu anlamına geliyor… Mesela. “Kimlik” anlamını yitirebilir. Sokakta yüzlerce Brad Pitt görebileceğiz mesela. O zaman nasıl tanıyacağız insanları. Bir suç işlendiğinde mesela… Kim olduğunu nereden bileceğiz? Haydi bunu geçtik. Bir şekilde hallettik… Duygusal kimliğine ne olacak insanların? Bugün biliyoruz… Konuşuyoruz… Bizi biz yapan yaralarımız, yaşadıklarımız, kusurlarımız… Kusurlarımız olmayınca ne olacak? Her şeyi bildiğimizde, her şeyi yapabildiğimizde? Gerçekten çok mutlu mu olacağız? Yoksa dünya inanılmaz sıkıcı bir yer mi olacak? Cinsiyet kavramını düşünün… İstediğiniz zaman erkek, istediğiniz zaman kadın olabilirsiniz bu imkanlarla… Belki de “cinsiyetçilik” kavramının ölümüne yol açacağı için iyi bir şey bu da diyebiliriz ama… Ama işte… Nasıl bir dünya olurdu bir gün kadın ertesi gün kadın olabildiğin bir dünya? Başka bir soru da zevkler… Nelerden zevk aldığınızı düşünün… Sıcak bir duştan, gün batımını izlemekten, en sevdiğiniz yemeği yemekten, sevgilinizin elini tutmaktan aldığınız zevki düşünün… Tüm bunların sadece bir “düşünce” kadar uzak olduğunu. İstediğiniz zaman, istediğiniz anda bunları yaşayabileceğinizi. Bu mutluluklara bu kadar kolay ulaşabildiğimizde bir anlamı kalacak mı bu tip küçük mutlulukların? İşin belki de en önemli tarafı da ekonomi… Para… Yapay bir bedende yaşadığınız bir dünyada bedeninizin modası geçtiğinde, yeni modele geçemediğinizde neler olabileceğini düşünün. Online oyunlarda Pay to Win diye bir olay vardır bilirsiniz. Bazı oyunlarda parası olanla yarışamazsınız… Bunun gerçek hayatta olabileceği bir olasılıktan bahsediyoruz… Sahip olduğunuz donanımı iyileştirmek için, daha hızlı bir işlemci, daha fazla hafıza ve daha gelişmiş biyonik, sentetik uzuvlar alacak paranız yoksa… Ne yapacaksınız? E peki “para” dediğimiz şey bugün bildiğimiz haliyle de kalmayacak elbette… Yani “herkesin eşit” olacağı ve tüm insanlara eşit imkanlar sunulacağı bir ütopya da olabilir tabi ama insanın doğasında olan aç gözlülük ve güç hırsının buna izin vermeyeceğini de gayet düşünebiliriz. Peki nüfus ne olacak? Çocuk sahibi olmanın ilkel bir içgüdü olduğunu ve “ölümsüz” olduğumuzda bu ihtiyacın kalmayacağını düşünebiliriz… Ama ya bu tahmin ettiğimizden de farklı bir duyguysa? Sentetik bedenlerle nasıl çocuk sahibi olabileceğiz? Bilinç aktarılırken DNA bilgisi de aktarılır ve Yapay Zeka buna uygun size benzeyen bir çocuk üretebilir… Bu bir olasılık… Ama bu yeni “doğuştan sentetik” insan kırmaları ne tür bir “yaratık” olacak? Ahlak da aktarılabilecek mi? Off… Çok soru var değil mi? Ve düşündükçe her biri birbiri ile bağlantılı yüzlerce soru geliyor aklıma… O yüzden toparlayalım isterseniz. TRANSHÜMANİZM gelecek için ciddi bir olasılık. Kimilerine göre bizim ömrümüz bunu görmeye yetecek, kimilerine göre yüzyıllar var daha… Ama olasılık. Biz görmesek çocuklarımız görecek. “Genetik mühendisliği” ile bilim insanları biyolojik olarak insanı daha güçlü ve sağlıklı yapmaya çalışırken silikon vadisinin çılgınları “biyolojik” varlığımızı çöpe atmaya, bizi ölümsüz kılmaya çalışıyor. Tüm çalışmalar da birbirinden besleniyor. Yapay zeka, sinirbilim, mühendislik, nanoteknoloji… Hepsi bu hedefe yönelik çalışıyor gibi… Ya da hepsi bir noktada bir şekilde birleşecek bu Üstün İnsanı ortaya çıkarmak için… Ben ne düşünüyorum peki? Gördüğüm kadarıyla birçok girişim biraz “aşırıya kaçan ve çok da gerçekleşemeyecek çocukluk hayalleri” gibi geliyor. Ama şu anda tanık olduğumuz gelişmeler, yapay zekanın, makine öğrenmesinin, nanoteknolojinin geldiği nokta da bir gün insan beyninin mutlaka çözüleceğini de düşündürüyor bana… İşte o nokta kırılma noktası olacaktır diye düşünüyorum… İnsanlık tarihini değiştirecek olan big bang öncesinde ne olduğunu ya da karanlık maddenin ne olduğunu keşfetmek değil… İnsan beyninin nasıl çalıştığının anlaşılması olacaktır bana kalırsa… Sonrası ise… Yine bana kalırsa “milyarderlerin insafı” olacaktır… Parayı ve gücü elinde bulunduranlar “adil” bir dünya isterlerse olasılıklar çok başka, yine “güce” meylederlerse çok çok başka bir olasılık bizi bekliyor… Ama bu konu da burada kapanmaz… Bu konuyu burada bırakmayız merak etmeyin  Ama size sorayım… Sizce? Sizce tüm bunlar gerçekleşecek mi? Gerçekleşecekse… Bizi bir ÜTOPYA mı yoksa bir DİSTOPYA mı bekliyor?

TRANSHÜMANİZM hakkında ilginç bilgiler

Bu kısa video’yu izleyerek TRANSHÜMANİZM hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

Facebook ve Twitter adreslerimizden bizi takip etmeyi unutmayın.

Bu konuyu forum sitemiz üzerinden tartışmak için hemen tıkla

yorumlarınız Disqus tarafından saklanır.