Stanford Hapishane deneyi nedir?


Stanford Hapishane deneyi nedir?

1971.

Stanford Hapishane deneyi nedir?

California Palo Alto’da sakin bir Pazar sabahı. Bir anda polis sirenleri duyuluyor. Zırhlı araçları ile polisler üniversite öğrencilerine yönelik bir operasyona başlıyor. Öğrenciler yaka paça evlerinden alınıyor ve Silahlı Soygun ya da hırsızlık zanlıları olarak göz altına alınıyorlar. Standart prosedürü de biliyorsunuz. Tüm hakları okunuyor zanlılara. Konuşmama hakkına sahipler. Öğrenciler birer birer evlerinden çıkarılıp, yere yatırılıp üstleri arandıktan sonra ters kelepçe ile polis arabalarına bindirilirken mahalledeki tüm komşular merak içinde olan biteni izliyor. Ardından, sirenler çalarak araçlar uzaklaşıyor. Karakola vardığında ise tüm prosedürlerden geçiriliyorlar. Hakları tekrar okunuyor. Tüm eşyalarına el konuyor. Ve gözleri kapatılarak bir hücreye konuyorlar. İşte bu nokta zanlıların “nasıl işleri bu hale getirdim” sorusunun cevaplarını arayacağı nokta. Peki gerçekten ne yapmıştı bu öğrenciler? Suçları neydi? Suçları “bir deneye katılmaktı”. Yani aslında gerçek suçlu değil bu öğrenciler. Hiçbiri gerçek değil. Hepsi bir deneyin katılımcıları. Bir psikolojik deneyin “denekleri”. Şu ünlü “STANFORD HAPİSHANESİ DENEYİNİN”. Suçlu değiller dedim ya… Aslında masumlar… Senin benim gibi insanlar. Ama işte 6 gün kadar sürecek bu deneyin sonunda bunu tekrar değerlendirmek gerekecekti. Normal insanların birkaç gün içinde nasıl bambaşka insanlara dönüştüğünün hikayesidir bu deney. Genel olarak deneyden haberi olanlar vardır belki ama ben tüm detayları ile sizinle paylaşmak ve sonunda oldukça fazla soru sormak ve belki de birlikte cevaplarını aramak istiyorum. Peki… Tüm bu denekleri evlerinden zırhlı araçlarla alma, ters kelepçe yapma, haklarını okuma vs. gibi prosedürler deneyin gerçekçiliğini en üst düzeye çıkarmak için yapılıyordu tahmin edersiniz. Ancak deneyin uygulayıcısı ve sahibi Stanford Üniversitesi Psikoloji profesörü Philip Zimbardo kesinlikle hiçbir açık bırakmak istemiyor ve deneyin güvenilir olması için tüm şartların standart gözaltına alınma, tutuklanma ve hapsedilme prosedürlerine uygun olmasına çok dikkat ediyordu. Deney için gazeteye ilan vererek günde 15 dolara sosyal bir deneye katılımcı aradığını duyurmuş ve başvuran 75 kişiden 24 öğrenci seçilmişti. 9 mahkum ve 9 gardiyan olacak ve 3’er kişi de yedek olarak tutulacaktı. Kimin mahkum kimin gardiyan olacağına ise rasgele yazı tura atışı ile karar verilecekti. Mahkumlar 2 hafta boyunca 7-24 hapishanede kalacak ve gardiyanlar da vardiya usulü aynı anda en fazla 3 gardiyan olacak şekilde görev dağılımı yapacaklardı. Zimbardo deneyin amacını işe şu şekilde belirlemişti: Sosyal normlar nasıl oluşuyor? Sosyal yaftaların, statülerin, beklentilerin insan üzerindeki etkiler neler? Deney süresince olup bitenler, sonuçlar ise “psikoloji deneyleri tarihinin” belki de en çarpıcı, en ürkütücüsü… Gelin günbegün olup bitenlere detayları ile bir bakalım… Zimbardo’nun gerçekçiliğe ne kadar önem verdiğinden bahsetmiştim. İşte bu amaçla Palo Alto polis departmanı ve yakınlardaki bir hapishanenin gerçek gardiyanları ile de danışmanlık için anlaşmıştı… İşte bu danışmanların da yönlendirmeleri ile ilk gün karakola getirilen denekler tutuklanarak hapishaneye atılmadan önce standart prosedür gereği çırılçıplak soyularak üstleri arandı ve saçları sıfıra vuruldu. Bit veya pire bulunması ihtimaline karşı ilaçlı spreyle yıkandılar. Buradaki amaç tahmin ettiğiniz gibi bir tür psikolojik aşağılama ve sindirmedir. Ki amerika’daki hapishanelerde neredeyse standarttır bu uygulamalar. Daha sonra tüm tutuklulara birer üniforma verildi. Üzerlerinde ise kendilerine verilen mahkum numaraları yazıyordu. Ve ayaklarına da birer zincir vurulmuştu… Her bir mahkuma özellikle isimleri ile değil numaraları ile hitap ediliyordu. Artık hepsi saçları kazınmış, aynı üniformaları giyen, isimleri dahi okunmayan numaralardan ibaret insanlardı. Suçlu olun veya olmayın, böyle bir uygulama karşısında kendinizi nasıl hissederdiniz? Burada durup düşünülmesi gereken soru bu aslında… Neyse. Devam edelim. Diğer taraftan gardiyan görevini üstlenecek öğrencilere ise herhangi bir eğitim verilmedi. Kendilerine sadece şu söylendi “Hapishanede düzeni sağlamak ve mahkumların saygısını kazanmak için limitler dahilinde gerekli gördüklerinizi yapma konusunda serbestsiniz”. Bunun için gardiyan öğrenciler bir araya gelerek kendi kurallarını belirleyecek ve bunları uygulamaya koyacaklardı. Elbette gerçek gardiyan olan danışmanları tarafından işin tehlikeleri konusunda da uyarıldılar.

Yozlaşma ile alakalı deney nedir?

Tüm gardiyanlar da tabi ki aynı şekilde giyinmişlerdi. Haki renkli üniformaları ve büyük birer güneş gözlüğü bulunuyordu hepsinin. Güneş gözlüğünü sürekli takmaları söylenmişti. Bunun sebebi de mahkumla arasına mesafe koyması ve gözlerinden duygularının anlaşılmamasıydı. İlk gün az önce bahsettiğim şekilde tamamlanmıştı. Gece 2.30’da ise deney resmen hayata geçecekti. Saat tam 2.30’da tüm mahkumlar sayım için büyük bir gürültüyle ve apar topar uykularından uyandırıldılar. Gün içinde birkaç kez ve düzenli olarak geceleri de devam edecek bu sayımlarda elbette mahkumlara numaraları ile hitap ediliyor ve bu sayede isimlerinin bir önemi olmadığı, kendilerinin bir sayıdan ibaret olduğu vurgulanıyordu. Ama en önemlisi gardiyanlar mahkumlar üzerinde bir tür otorite kurmaya başlamıştı bu sayımlar sayesinde. İlk sayımda öğrenciler henüz rollerine tam girememekten olsa grek çok ciddiye almamışlardı bu sayım işini. Gardiyanlar da aynı şekilde. Ne yapacaklarını tam olarak bilmiyorlardı. Mahkumların ciddiyetsizliğinden rahatsız olan gardiyanlar akıllarına ilk gelen cezayı verdiler o gece. Kurallara uymayan mahkumlardan şınav çekmelerini istediler. Kulağa biraz çocukça ve basit bir uygulama gibi gelse de Nazi toplama kamplarında en sık uygulanan işkence yöntemlerinden biri olduğunu da hatırlamak gerekiyor burada. Gardiyanlar farkında olmadan aslında işlerin acayip bir hal almasına yol açacak ilk adımı burada atmışlardı. Gardiyanlardan biri daha da ileri gidip şınav çeken mahkumlardan birinin sırtına ayağı ile basıyordu ya da diğer mahkumların arkadaşlarının sırtına oturmasını istiyordu. Ama burası hiçbir şey. İşler daha ikinci günün sabahında çok acayip bir hal almaya başladı. Neden olduğu bilinmeyen bir şekilde sabah tüm mahkumlar bir isyan başlatmışlardı. Üzerlerindeki numaraları yırtmış, yataklarını demir kapının önüne yığmış ve bir barikat oluşturmuşlardı ve üstelik gardiyanlara çok aşağılayıcı küfürler savuruyorlardı. Tam o saatte yeni gardiyanlar görevlerine başlamak için gelmişlerdi ve bu sahne karşısında gece vardiyasındaki diğer gardiyanlara onlar da yüklenmeye başladılar. Onları çok rahat olmakla ve işlerin buraya gelmesinin sorumlusu olmakla suçladılar. Yine de önlerinde savuşturmaları gereken bir isyan vardı. Evde bekleyen yedek 3 gardiyanı da takviye olarak çağırdılar ve gece vardiyası biten gardiyanlar da gönüllü olarak kaldılar ve hemen bir toplantı yaparak şiddete şiddet ile karşılık vermeye karar verdiler. Bunun için de ilk olarak yangın söndürücülerle müdahale ederek mahkumları demir kapılardan uzaklaştırdılar. Ardından hücrelere girerek tüm mahkumları güç kullanarak çırılçıplak soydular, isyanın fikir babası olduğunu düşündükleri bir mahkuma hücre cezası verdiler ve kalan mahkumlara da büyük bir baskı uygulamaya başladılar. Ardından yaptıkları toplantıda bunun şiddetle sürekli çözülemeyeceğine ve psikolojik baskıya ve taktiklere başvurmanın gerekli olduğunu kararlaştırdılar. Bunun için “ayrıcalıklı bir özel hücre” açtılar. İsyana katılmayan üç mahkum bu özel hücreye alındı, kıyafetleri ve yatakları geri verildi, banyo yapmalarına izin verildi ve diğer mahkumların gözü önünde çok güzel yemekler yediler. Hemen ardından bu iyi mahkumlardan bir-ikisini kötü hücrelere geri koyarak kötü gördükleri mahkumlardan bir-ikisini ayrıcalıklı hücreye aldılar ve onlara da aynı ayrıcalıkları tanıdılar. Bu sayede mahkumlar arasında ciddi bir kafa karışıklığı ortaya çıktı ve önceden kötü hücrede olup sonradan ayrıcalıklı hücreye alınan mahkumların “casus” olabileceği, laf taşıdığı düşüncesi ortaya çıktı. Daha sonra eskiden mahkum olan bir danışmana sorduklarında bu taktiğin neredeyse aynı şekilde gerçek hapishanelerde kullanıldığını öğrendiler. Bu öğrencilerin bu taktikleri hiçbir fikirleri olmadan uygulamaya başlamaları… İşlerin tam olarak sarpa sarmaya başladığı yer de işte burası… Çünkü bu isyan sonrasında gardiyanlar arasında da değişik bir işbirliği baş göstermeye başlamıştı. Artık basit bir deney olmaktan çıkmış, bir güç mücadelesi olmaya başlamıştı. Gardiyanlar mahkumları sorun çıkaran kişiler olarak görmeye başlamış, baskılarını artırmaya karar vermişlerdi. Mahkumların her bir davranışı gardiyanların sıkı denetimi altındaydı artık. Tuvalete gitmelerine bile gardiyanların canı isterse izin veriliyordu. Hiçbir düzenlemesi olmayan keyfi kurallar uygulanmaya başlanmıştı. Hatta mahkumlar artık gece 10’da ışıklar söndükten sonra odalarındaki bir kovaya tuvaletlerini yapabiliyordu ve sabah bu kovaları kendileri boşaltıyorlardı. Ve 2 hafta sürmesi planlanan deneyde henüz 36 saat dolmadan ilk fire verilecekti. 8612 numaralı denek kontrolsüz davranmaya, sinir krizleri geçirmeye ve ağlama krizleri yaşamaya başlamıştı. Deneyin sahibi Zimbardo dahil olmak üzere herkes deneğin kendilerini kandırmak için böyle davrandığına karar vermişti. Bunun için bu mahkuma “muhbir” olması karşılığında bir daha asla baskı yapılmayacağı teklif edildi ve bu teklifi düşünmesi için hücreye geri gönderildi. Bir sonraki sayımda ise bu mahkum diğer mahkumlara “Buradan çıkış yok! Burada tıkılıp kaldık!” diye bağıracaktı. Bu nokta işte diğer mahkumlar için de bir dönüm noktası olacaktı. Bunun bir deney olmayabileceği, gerçekten tutuklandıkları ve buradan gerçekten çıkamayacaklarını düşünmeye başlayacaklardı. Sonunda 8612 numaralı mahkumun gerçekten psikolojisinin iyi olmadığına ikna olan yetkililer kendisini deneyden çıkaracaklardı. Ertesi gün ailelerin durumdan endişeleneceğini düşünen yönetim ailelerle öğrencilerin buluşması için bir organizasyon yapıyorlar. Ama en üstten en alta rolüne o kadar kaptırıyor ki herkes kendini aileler dahi deneyin gerçekleştiği sahte hapishaneye üst aramaları ile ve büyük bir denetim ile alınıyor. Çocukları ile buluşan ailelerden bazıları çocuklarının durumundan endişe edip Zimbardo’ya şikayette bulunduğunda Zimbardo “Oğlunuz bunları kaldıramayacak kadar zayıf mı?” diye sorarak özellikle babanın bam teline basmış oluyor ve ciddi şikayetlerin önünü kapatıyordu. gardiyanlar

Güç Yozlaştırır mı?

Ertesi gün ise salıverilen 8612 numaralı mahkumun geride kalanlar için büyük bir kaçış planı yaptığını ve o gün içinde bir toplu kaçış olacağına dair bir duyum alıyorlar. Tüm birimler bu olasılığa karşı resmen teyakkuza geçiyor, her çıkışa görevli yerleştiriliyor ve herkes nöbete kalıyor. Bunun bir söylenti olduğu ortaya çıksa da gardiyanlar bu söylentiden bile çok rahatsız olarak mahkumlar üzerindeki baskıyı iyice artırıyorlar. Tuvaletleri elleri ile temizletmek gibi aşağılayıcı görevler vererek zihinsel olarak çökertme yoluna gidiyorlar. Bu noktada Zimbardo hapishaneye bir rahip davet ederek mahkumlarla görüşmesini istiyor. Rahip de kendisine söylenmemesine rağmen normalde hapishanelerde nasıl davranıyorsa öyle davranıyor ve işin en ilginç taraflarından biri mahkumların yarısından fazlası kendisini mahkum numarası ile tanıtıyor. Ve rahip kendilerine “Buradan çıkmak için ne yapıyorsun?” diye soruyor. Mahkumlar pek anlam veremiyor bu soruya. Rahip ise “bir avukatın var mı?” diye sorarak kendilerine isterlerse bir avukat ayarlayabileceğini söylüyor. Garip bir şekilde bazı mahkumlar bu teklifi kabul ediyor. Bu sayede gerçeklikle deney arasındaki çizgi iyice belirsizleşmiş oluyordu. Artık tüm mahkumlar ve gardiyanlar, buna Doktor Zimbardo da dahil olmak üzere rollerini benimsemiş ve gerçeklik algılarını tamamen kaybetmişlerdi. Gardiyanlar arasında farklı roller ortaya çıkmış, bazıları inanılmaz sert bazıları ise daha ılımlı bir tarz benimsemişti. Son bir isyan ise 416 numaralı mahkumdan gelecekti. Deneye daha sonra katılan bu öğrenciye eski mahkumlar “buradan çıkış yok” dediğinde birden kendini kaybeden bu denek “açlık grevine” başlayacaktı. Kendilerini bırakmazlarsa yemek yemeyeceğini söylüyordu. Gardiyanlar ne kadar uğraşsa da bir şey yemeyen bu mahkuma hücre cezası veriyorlar. Kendi aralarında maksimum 1 saat olarak belirledikleri hücre cezasını 3 saate uzatıyorlar. Diğer mahkumlara da “battaniyenizi verirseniz arkadaşınız çıkabilir” diyorlar. Ve hiçbir mahkum battaniyesinden vazgeçmek dahi istemiyor. Sonunda mahkum hücre hapsinden çıkarılıyor ve çıktığında medikal olarak ciddi sıkıntıları vardı. 5. günde ise artık işler ciddi şekilde kontrol edilemez notkaya gelmiş ve bazı ailelerin avukat tutması ile 2 hafta sürmesi gereken deney sona erdirilmişti. Erkenden bitirilmesine yol açan çok daha önemli bir olay daha vardı. Zimbardo ve asistanları gün içinde kameralardan olup biteni takip ediyordu ama gece olduğunda gardiyanlar kendilerini izleyen kimse olmadığı düşüncesiyle ve duyumlara göre kameraların görmediği noktalarda mahkumlara cinsel tacize kadar varacak işkenceler yapmaya başlamışlardı. Deney sonunda tüm deneklerle birer birer görüşüldüğünde ortaya ilginç bir şey daha çıkıyor. Tüm mahkumlar bittiği için çok mutlu olsa da gardiyanların neredeyse hepsi erkenden bitmesinden üzüntü duyuyordu. Bu deneyin sonucu ile ilgili insanı en çok düşündüren şeylerden biri belki de şudur. Bir deneyin katılımcıları olan bu öğrenciler gardiyan ve mahkum olarak istedikleri gibi iletişim kurabilecekken onlar kendilerine verilen rollere kendilerini o kadar kaptırmışlardı ki… İşler insanlık dışı muameleye kadar vardı. Deneyi tasarlayan Zimbardo dahi bu aşağılayıcı davranışlara bir süre izin verecekti. Ki kendisi de şunları söylemişti: “Sadece birkaç kişi güç karşısında ahlaki değerleri korumayı başarabilmişti ve ben kesinlikle bu güçlü bireylerden biri olamadım”. Zimbardo daha sonra yazdığı Şeytan Etkisi isimli kitabında bu deneyin sonuçlarına dair şunları da söylemiştir: “Stanford Hapishanesi Deneyi rollerin insan davranışı üzerinde ne kadar güçlü bir etkisi olduğunu göstermiştir. Gardiyanlar “güçlü” olan pozisyona sahip oldukları için normalde asla yapmayacakları şeyleri yapmaya başladılar. Mahkumlar ise tam da bir mahkumun davranacağı gibi pasif ve depresif davranmaya başladılar.” Ama bu deneyin sonuçları ile ilgili en çarpıcı yorumu yine deneye mahkum olarak katılan öğrencilerden biri olan Richard Yacco ile tam 40 yıl sonra yapılan bir röportajda yine kendisi yapmıştır. Bir sınıf öğretmeni olan Yacco şunları söylüyor: “Deneyle ilgili beni en çok etkileyen şeylerden biri şu oldu: toplum size bir rol belirlediğinde bu rolün gerektirdiği kişisel özellikleri de benimsiyor musunuz? Şu anda fakir bir mahallede öğretmenlik yapıyorum ve öğrencilerimizin bu kadar çok fırsatı olmasına rağmen, onlara bu kadar destek vermemize rağmen bu avantajları ellerinin tersleriyle itmeleri, okulu bırakmaları, derslere hazırlanmamaları… Aklım almıyor. Ama bence buradaki en büyük neden onlar için toplumun belirlemiş olduğu roller diye düşünüyorum. Onlardan ne beklediğimiz burada belirleyici olan…” Bu deney psikoloji dünyasının en tartışmalı deneylerinden biri olmuştur. Yaftaların, bir insana biçilen rollerin aslında o insanın üzerine yapıştığını, o insanı biçimlendirdiğini, normalde hiç yapmayacağı şeyleri yapmasına yol açtığını bize anlatıyor. Asla yapmam dediğimiz şeyler var ya… İşte onların hiç de öyle olmadığını… Bunu hapishaneden, üniformalardan da çıkarın… Toplumun her seviyesinde, ailede, birebir ilişkilerde… “Ondan adam olmaz” dediğiniz çocuğunuz… Bunu söylediğiniz sürece adam olması mümkün değil. “Bu çocuk kurtarılmaz” dediğiniz öğrenciniz… Bunu söylediğiniz sürece kurtarılması mümkün değil. “Ben yapamam” dediğinizde… Yapmanız mümkün değil… Birine, kendinize bir rol biçtiğinizde… O rolün dışına çıkmanız mümkün değil… Sadece bu kadarla da sınırlı değil elbette bu deneyin sonuçları. Herkesin kendince pay çıkarabileceği çok ince mesajları da mevcut. Tartışalım mı beraber yorumlarda? Hemen ardından da sizi BebarBilim Discord Sunucumuza alalım henüz gelmediyseniz. İnanılmaz faydalı, eğlenceli, verimli bir topluluk oluşuyor orada. Neredeyse her gün bir etkinlik, bir münazara gerçekleştiriyoruz. Geç kalmadan aramıza katılın siz de. Bitirmeden BebarWissen ve BebarScience kanallarımıza da göz atmayı unutmayın. Yeni videolar gelmeye başladı! Ve her zaman olduğu gibi… İyi ki varsınız! Sevgiler…

Gardiyanlar ile ilgili bir video

Bu kısa video’yu izleyerek Gardiyanlar hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

comments powered by Disqus